EDEBİYATSEVERLER

ANLATIM BİÇİMLERİ (DEVAMI) VE DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

Öykülemede olay; kişi, zaman ve yer öğelerine bağlanarak verilir.Bu anlatım biçimi, yazarın amacına bağlı olarak ikiye ayrılır:
A)    Açıklayıcı Öyküleme
B)    Sanatsal Öyküleme
A) AÇIKLAYICI ÖYKÜLEME
Bu öyküleme türünün amacı, gerçek bir olayı anlatarak okuyucuya bilgi vermektir. Açıklayıcı öykülemede sanat amacı ön planda değildir.Anı, gezi yazısı, yaşamöyküsü, tarih, gibi yazı türlerinde bu anlatım biçimine yer verilir.
ÖRNEK  
1. Ünlü şairin ölüm haberini radyodan işiten kişiler bir an sustular. Ne kadardır bu an? Bir saniye mi? O kadar işte! Sonra hiçbir şey olmamış gibi geçtiler gündelik konuşmalara. Bu kadarcıktı bir şairin, hem de tanınan, sevilen bir şairin ölümünün uyandırdığı yankı, tepki. Böyle mi olmalıydı? Yüreğimi burkan bu soru geldi, takıldı kafama.

Yazar, ünlü bir şairin ölümüne insanların gösterdi­ği tavrı gözlemlemiştir. Bunları da olay içinde yansıta­rak vermiştir.
2. İşini olabilecek titizlikte yürütür, dükkânını tertemiz tutardı. Dükkânında her şeyin bir yeri vardı. Bir gün acele bir alışveriş anında, titrek parmaklarıyla toz şeker tartıyordu. Biraz ekliyor, terazinin dengesi bozulunca azıcık çıkarıyor, gene denk getiremeyince biraz daha katmaya özen gösteriyordu. "Oluversin canım" dedim. "Ne titizleniyorsun?"
Gözlüklerinin üstüne kalkan kaslarıyla şaşarak baktı: "Ama fazla veren eksik de verir."              

Bu paragrafta yazar "doğruluk" konusunu işlemektedir. Bu düşünceyi vermek için bir kişinin "tartı" konusundaki titizliğini oluş hâlinde, öyküleyerek anlatmıştır.                
B) SANATSAL ÖYKÜLEME                     
Olmuş ya da tasarlanmış olayların anlatımında kullanılan bir anlatım biçimidir. Sanatsal öykülemede amaç, okuru bir olayın içinde yaşatmak, onun duygu ve düşüncelerini zenginleştirmektir.      

Öykü ve roman gibi edebî türlerde kullanılan temel anlatım biçimidir. Bu anlatım biçiminde olay, kişi, zaman ve yer temel öğelerdir.
Öykü, bir ana olayın etrafında gelişirken romanda birden çok olay vardır. Olay, gerçek olabileceği gibi tasarlanmış da olabilir. Ancak olayda gerçeğe benzerlik aranır. Kişiler insan dışındaki varlıklar da olabilir. Zaman genellikle bilinen geçmiştir. Yazar, zamanı tarih vererek, mevsim, ay, gün belirterek ya da döneme ait özelliklerle (eşyalar, dil, kılık, kıyafet...) verebilir.Yer; dış ve iç mekânlar olarak yansıtılır. Dış mekânlar: meydan, sokak... iç mekânlar: kapalı yerler.   
Anlatıcı ya üçüncü tekil kişi (her şeyi bilen, gören kişi) ya da birinci tekil kişi (olayın içinde yaşayan) ola­bilir. Bazen her ikisi bir arada verilebilir.

ÖRNEK O sabah koşup dolabı açtığım zaman, dondum kaldım. Oyuncak bebeğim yerinde yoktu. Bebeği, annemle üstüne oturttuğumuz raf, katı bir yürekti sanki. Hemen anneme koştum; yeri süpürüyordu. Karşısında hiçbir şey söylemeden duruyordum. Durmuş, hep anneme bakıyordum. Annem ise durmadan yeri süpürüyordu. Bin yıl süpürdü, yüz bin yıl süpürdü o yeri; başını bir türlü kaldırmıyor­du. Sandım ki bundan böyle annem hep o daracık sofayı süpürüp duracak. Başını kaldırmayacak. Yüzüme bakmayacak. Bana, yiten bebeğimden hiç haber vermeyecek.

Bu parçada küçük bir çocuğun yaşadığı olay, oku­yucunun kafasında canlandırılacak bir biçimde anlatıl­mıştır. Okuyucu da bir an için kendini o eylemin için­de hissetmiştir. Kişi, zaman ve yer öğelerine bağlı ka­lınmıştır.

ÖRNEK Köyden kasabaya taşınmıştık. Cadde üstünde, sol tarafta bahçesi olan, beyaz boyalı bir ev satın al­mıştık. Bahçemizden, komşu bahçeden gelen kü­çük bir su yolu geçiyordu. Bu su, yan duvarın al­tından aşağıdaki bahçelere akıyordu. Bizim bah­çenin bir köşesinde ufak bir tel kümes vardı. Dip tarafta domates, biber, yeşil salata ekilmişti. Cad­de tarafında sardunyalar, pembe karanfiller, hanımelileri bulunuyordu.

Paragraflarda duygu ve düşünceleri aktarırken an­lamı belirginleştirmek, daha iyi ve etkili kılabilmek için birtakım yollardan yararlanılır. Bu anlatım yollan hem yazının kolayca anlaşılmasını sağlar, hem de düşün­celerin kanıtlanmasına, inandırıcı kılınmasına yardım­cı olur.

Başlıca düşünceyi geliştirme yolları şunlardır:

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

Bir düşüncenin, bir konunun, bir açıklamanın tam olarak anlatılabilmesi için yararlanılan yönteme "düşünceyi geliştirme yolu" ya da "anlatımda başvurulan yol" adı verilir. Bir paragrafta düşünceyi geliştirme yollarından yalnız biri kullanılabileceği gibi, bunların birkaçı da kullanılabilir.

1.Tanımlama

2.Örnekleme

3.Karşılaştırma

4.Tanık gösterme ve alıntılama

5.Sayısal verilerden Yararlanma

6.Somutlama

7. Soyutlama

8. Benzetme

1. TANIMLAMA                                

Bir varlığı, bir kavramı temel niteliğiyle belirtmedir.  
Yazılarda çoğunlukla soyut kavramlar tanımlanır.    Yazar, okuyucunun kafasında sınırları tam çizilemeyen bu kavramları tanımlayarak hem kavrama bakış açısını verir hem de okurun kavrama gücünü artırır.

Kimi zaman sözlüksel tanımlara başvurulsa da çoğunlukla, yazar tanımlayacağı şeye, yazdığı savunduğu düşünceye uygun bir tanım getirmeyi dener.                                   
Tanım cümleleri ya "... denir."ya da "...dir."şeklinde biter. "Bu nedir?", "Kimdir?" sorusunun yanıtı tanım cümlesidir.                                                                           

"Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır."cümlesinde dilin tanımı yapılmıştır.
 
Tanımlama, genellikle, paragrafın giriş bölümünde yer alır.Tanımlama, daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatım biçimlerinde kullanılan bir düşünceyi geliştirme yoludur.
Örnek :
“Roman, insanların başından geçen ya da geçebilecek türdeki olayları yer ve zaman belirterek anlatan uzun yazı türüdür. Yazarın üstün bilgisi, sağlam gözlemi, duygusu romanın başarılı olmasını sağlayan en önemli etkendir.”

Tanımlama iki şekilde yapılır:
a)Nesnel TanımlamaL(OBJEKTİF)
Sonucu herkes için aynı olan, varlığın gerçek özelliklerini gösteren tanımlamadır.
Örnek :
“Altın, parlak ve sarı renkli bir madendir.”
“Kar, bulutlardan beyaz ve uçucu tanecikler halinde yağan donmuş sudur.”

b)Öznel TanımlamaL(Subjektif)

Kişiden kişiye değişen, göreceli, tanımlardır.
Örnek :
“Dostluk dediğimiz çoğunlukla bir aldanmadır. Bir düşünün, yaşamınız boyunca ‘dost dost’ diye inandığınız kişilerle olan ilişkilerinizin başınıza açtıkları işleri, onlar yüzünden girdiğiniz çıkmazları…”

ÖRNEK                          
1. Stendhal, 1804'te Pauline'e yazdığı bir mektupta  şöyle diyor:"... Gündelik sözcüklere verdiğimiz değişik anlamlar yüzünden yanlış yollara sürükleniyoruz. Sözcüklerin gerçek anlamlarını bulmaya  çalışalım. Örneğin; "erdem" sözcüğünün büyük insan toplulukları için yararlı bir şeyler yapmak anlamına geldiğini düşünmek gerek. "Eğitim" sözcüğünün de kişioğlunun kafasını, ruhunu biçimlendirmek olduğunu bellemeli."     
Bu parçada "erdem" ve "eğitim" kavramları öznel bir biçimde tanımlanmaktadır.       

2. Halk, senin benim, bütün teklerin buluştuğu, damlaların gök, elin ayağın beden, akılla duygunun kafa olduğu değişik renk, ses ve kokuların kaynaştığı, birliğe vardığı yerdir.
Bu cümlede halk, bireylerin maddi ve manevi bir birleşimi olarak tanımlanmıştır.       

ÖRNEK   
KOrku bir ruh hâlidir, ikide bir gelip giden, bizi yoklayan, dengeleyen... Yüreklilik ise büyük korkular Önünde kendimizi yitirerek yaptığımız atılımdır. Her şeyi göze almak değildir, ölüme, tehlikeye  meydan okumak değildir, yapacak başka bir şey  Olmaması hâlidir.                                                 
2. ÖRNEKLEME

Soyut kavramları, düşünceleri belirgin kılmak için uygulanan bir anlatım yoludur. Genellikle soyut bir düşünceyi ya da kavramı somutlamak; onu görünür, bilinir kılmak için bir yapıtı, bir kişiyi, bir olayı paragrafa aktarmaya örnekleme denir. Örnekleme, düşünceyi somut kılacağı için onun hem daha kolay anlaşılmasını, hem de inandırıcılık kazanmasını sağlar. Örnek olarak verilen şey, anlatımı somutlayacak nitelikte genel ve bilinir bir şey olmalıdır. Örnekler, bir paragrafın daha çok gelişme bölümünde yer alır. Çünkü bu bölümde konu açılacak ve ona somutluk ve inandırıcılık kazandırılacaktır.

Örnekleme soyut bir düşünceye somutluk katar, yazının anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle en sık kullanılan anlatım yoludur.Yazıdaki örnekler, yazarın okuduklarından, dinle­diklerinden seçilmiş olabileceği gibi yaşadıklarından, duyup gözlemlediklerinden de seçilmiş olabilir.Yazıda bir sanatçı ya da eser adı verilerek de ör­nekleme yapılabilir.

ÖRNEK Ben her okuduğum romanda asıl kendime yaklaş­tığıma inanıyorum. Her biri çok yanlı gerçeğimizi belli bir yandan açar bana. Neden söz ederse et­sin, beni, başkalarını, yaşamayı tanıtır. Balzac "Eugenie Grandef'i yazmasaydı, gecem gündü­züm bencillerle geçtiği hâlde nerden bilecektim bencilliği? "Kızıl ile Kara" olmasaydı benim de öz geçmişimden haberim olmayacaktı. Goste Ber-ling'le kuzeyi dolaşmasaydım, en soğuk geçen kışları bile sevmez, bahar gelince de toprağın coş­kusuna kapılmazdım ki.
Yazar, "Roman okumak, kişinin kendisini, başkala­rını, yaşamı tanımayı öğretir." düşüncesini bazı eserler­den öğrendiklerini örnekleyerek kanıtlamaya çalışıyor.

ÖRNEK "Toplumda insanlar arası güvensizlik, iletişimsizlik ve bencillik artarak devam ediyor. İnsanlar arsındaki uçurum her gün artıyor. Bu tablo karşısında derin bir ümitsizliğe düştüğümüzde bazen öyle insani olaylarla karşılaşıyoruz ki birden bire yüreğimizdeki kireçler çözülüyor; umutsuzluklar çiçek açan umutlara dönüyor. Bir sanatçımız için düzenlenen konser de bunlardan biri. Amansız bir hastalığa yakalanan bu müzisyeni iyileştirmek, onun tedavi masraflarını karşılamak için bütün müzisyen arkadaşları seferber olmuşlar."

ÖRNEK Ankara, tarihin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Bura­da kerpiç bir duvardan İyonya tarzında bir sütun başlığı fırlar; bir türbe merdiveninin basamağında bir Roma konsülünün şehre gelişini kutlayan bir baş görünür. Ahi Şerafettin'in türbesini, asırlardır Greko Romen aslanları bekler. Bu yüzden Aslan-hane adını alan caminin mihrabında Etilerin toprak ve bereket ilahesinden başka bir şey olmayan bir yılan, meyveler arasında dolanır.

3. KARŞILAŞTIRMA

Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır. Karşılaştırma da somutlaştırmayı sağ­layan bir yoldur. Nesneler, kavramlar, olay ya da durumlar arasındaki benzerlik veya farklılıkların dile getirilmesidir. Dolayısıyla karşılaştırma, yalnızca iki kavram arasındaki karşıtlıkları gösterme değildir. Benzerlikleri gösterirken de karşılaştırmalardan yararlanılabilir. Böylece sözü edilen kavram daha görünür, daha somut bir özellik kazanmış olur.

 ÖRNEK  Arı, on binlerce yıldır aynı işi en kusursuz biçimde yapar: Düzgün, geometrik ölçülerle peteğini örer ve topladığı bin bir çiçek tozundan, bir kimya laboratuvarının imbiklerinden daha üstün biçimde balı­nı süzer. Oysa insanoğlu uğraştığı on binlerce işi binlerce yıldır giderek geliştirmekte ve hâlâ en ku­sursuza ulaşmaya çalışmaktadır, işte insan budur.
Bu parçada insanla arı karşılaştırılarak verilmiştir. Bu karşılaştırmadan "İnsanoğlu, uğraştığı işi giderek geliştirmekte ve kusursuzluğa ulaşmaya çalışmakta­dır." ana düşüncesine ulaşılmıştır.

ÖRNEK İnsanlığın adım adım ilerlemesini sağlayan şey, kuşkusuz, kişisel kazançların ürün ve buluşların kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Hayvanlar dün­yasında buna benzer bir olay yoktur; eğitim gör­müş bir köpek, başka bir köpeği eğitemez.

Karşılaştırma üç biçimde yapılır;
A)Benzerliklerden Yararlanma
Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır.

ÖRNEK Andre Maurais'ya göre hikâye, romandan çok ti­yatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağ­lam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir "perde"ye ihtiyacı vardır. Hikâyeden film çıkar­mak, romandan film çıkarmaktan daha kolay de­ğildir.Bu parçada öykü ile tiyatronun benzer yönleri sıra­lanarak karşılaştırma yapılmıştır.

B)Karşıtlıklardan Yararlanma   Varlık ya da kavramların yalnız karşıt yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur.

ÖRNEK Edebiyatın konusu insandır, doğadır; edebiyat bü­tün olanaklarıyla insanı tanıtmaya yönelmiştir. Eleştirinin konusu ise eserdir; amacı eseri tanıt­mak ve değerlendirmektir. Edebiyatta dolaysız bir yaratma söz konusudur. Eleştirmen ise dolaylı ya­ratan kişidir. Yargılanan bir eser olmadıkça eleşti­ri de olmaz.

 C) İlişki Kurm
İki olay ya da iki durum arasındaki benzerlikten yararlanarak düşüncenin somutlaşması sağlanır.

Paragrafta ortaya konan düşüncenin açıklanması için, herhangi bir durumun ya da olayın ortaya çıkışını, onun nedenini geçmişte olan bir başka duruma veya olaya dayandırarak açıklamaktır. Bu anlatım yolunda geçmişteki bir olay anımsatılarak asıl anlatılmak istenen daha net ve inandırıcı bir biçimde ortaya konmuş olur.
Örnek :
“Ben, hasta ruhları ve sinirli insanları daima yüzlerinin tebessümlü olup olmamasıyla teşhis ederim. Sinirli adamların yüzleri gülmez. Tebessümden mahrum bir çehre gördüğüm zaman, derhal bunun bir sinir hastasına ait olduğunu anlarım. Tebessüm, ruhun sağlamlığı kadar, saadetin de müjdecisidir.”
 

ÖRNEK Okulda iken tahta sıraların üstüne isimlerini çakıy­la kazıyan arkadaşlarımız vardı. Bir gün bunlardan birisine:
-  Ne işe yarayacak bu? diye sormuştum. Küçü­cük bıçağın ucuyla tahtayı oymaya devam ederek düşünmeden cevap verdi: "Hiiçç... yarına kalır."

Günlerden bir gün Persespolis'i geziyordum. Şeh­rin girişindeki aslanlı kapının duvarında isimlere rastladım. Bunlar, vaktiyle harabeleri gezmeye gelmiş her milletten gezginlerdi. Herkes zamanla yumuşamış taşlara kendi adını kazımıştı. Bunlar­dan tarihin büyük duvarlarına tutunmak isteyen in­sanların duygularını gördüm. Sanırım içlerinden birini okul arkadaşım gibi yakalayıp davranışının sebebini sormak mümkün olsaydı, aynı cevabı ve­recekti. "Hiiçç.... Yarına kalır."

Bu parçada "bilinçli" olmamakla birlikte sözün uçup gideceğini, ama yazının, böylece insanın yarına kalacağını düşünenlerin davranışı verilmektedir. Ya­zar, arkadaşı ile gezginlerin davranışlarındaki benzer­likleri arasında ilişki kurarak düşüncesini sunmuştur.

4. TANIK GÖSTERME VE ALINTI YAP­MA

Bir düşünceyi savunmak, doğruluğunu kanıtlamak için aynı görüşü paylaşan, destekleyen bir kişinin -ki­mi zaman karşıt görüşün yanlısı bir kişi de olabilir— yazılarından veya konuşmalarından alıntı yapmaktır. Anlatma somutluk ve inandırıcılık kazandırmak amacıyla başkalarının düşünce ve sözlerinden yararlanma tanık göstermedir. Ancak tanık gösterilen kişi, bilinen ve kabul gören bir özellikte olmalıdır. Yoksa sıradan bir insanın tanık gösterilmesi, düşünceyi inandırıcı kılmaktan uzak düşer.
Tanık olarak seçilen, kişi değil de bir söz ise bu, tırnak içine alınarak verilmelidir. Ayrıca hem kişi adı kullanılıp hem de onun konuyla ilgili sözleri verilecekse, bu sözler tırnak içine alınmalıdır.

Tanıklığına başvurulan kişinin sözü edilen konuda yetkin olması gerekir. Yazar, bu yetkin kişinin sözünü ya kendi sözü hâline getirir (dolaylı anlatım) ya da sö­zünün tamamını veya bir bölümünü tırnak içinde vere­rek kullanır (doğrudan anlatım).

Tanık gösterme iki yolla gerçekleşir: Yazar, ya ta­nığın sözünden yola çıkarak, onun inandırıcılığına da­yanıp düşüncelerini geliştirir ya da kendi görüşünü be­lirttikten sonra tanığa başvurarak düşüncesini inandı­rıcı kılmaya çalışır. Tanık gösterme atasözleriyle de yapılır
 ÖRNEK Andre Gide bir yazısında şöyle der: "Sanatçının konusu insandır. Bir insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır." Bu söze katılıyorum. ; Çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, ya­zar, ozan da insan yaşamını, insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, gele-; ceğe bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir.

Yazıda tanık göstermeye ve alıntılamaya başvurulmasının nedeni, öne sürülen düşüncenin inandırıcı olmasını, kanıtlanmasını sağlamaktır. Bu yüzden atasözleri, özdeyişler ve bazı özlü sözler düşünceyi inandırıcı kılmak için kullanılabilir.

 ÖRNEK Herkesi her yönüyle bağışlamak bir bakıma herke­si kendinden küçük görmek, kendini herkesten bü­yük görmek değil midir? Küçüktür, ne yaptığını, ne dediğini bilmez, bağışla; diye diye kişi kendini ne kadar çok yüceltir. Atalarımız boşuna dememişler: "Bağışlamak büyüklüğün ünündendir." Dahası herkesi bağışlamak, biraz olsun tanrısallık, insanüstülük sınavında bulunmak değil midir?

Yazar bu paragrafta düşüncesini inandırıcı kılabil­mek için atasözünden yararlanma yoluna gitmiştir.

5.SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA
Düşüncelerin kanıtlanması, inandırıcı kılınması i-çın araştırma sonuçlarından yararlanma yoluna gidilir. Bir düşünceyi aktarabilmek için anlatılmak istenen nesnenin ya da kavramın nicelik özelliklerinden yararlanmadır. Bu düşünceyi geliştirme yolu, daha çok tekniğe ve istatistiğe dayalı bilgilerin anlatımında kullanılır. İstatistiklerin -sayılara karşı beslenen güvene bağ­lı olarak- inandırıcı etkisi, savunulan düşüncelerin sa­yısal verilerle desteklenmesini getirmiştir.

Güvenilir kaynakların

sunduğu verilerin kullanıl­ması yazarın inandırıcılığını büyük ölçüde artırır. An­cak genelleşmiş istatistik bilgiler ve kasıtlı olarak veri-tenler güvenirliği sarsar.

ÖRNEK

(I) Dünyanın en güzel, en lezzetli inciri Türkiye'de yetişir. (II) Yıllık üretim 185 bin ton civarındadır. (III) Kalkınabilmemiz için bu üretimi daha da artır­malıyız. (IV) Öteden beri dışa sattığımız mallar arasında incir önemli bir yer tutar. (V) Bu da incir­lerimizin dış ülkelerde nasıl arandığını gösterir.

 

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »


Web'te Türkçe

Günlük Burç
BU GÜN BİR İYİLİK YAP
Sitene Ekle ataturk slayt
Türkçe - ingilizce Sözlük
ç - ı - ğ - ö - ş - ü
Kelime:
Okullar

TÜRKÇESİ VARKEN

türkcesivarken


glitter-graphics.com


Blogcu. ile yapıldı. Tasarım: Arcsin