ANLATIM VE ANLATIMA HAZIRLIK AŞAMALARI 2
ANA FİKİR CÜMLESİNİN ÖZELLİKLERİ: 1) Ana fikir cümlesi kısa, özlü ve anlaşılır olmalıdır. 2) Genel konu içinde bir temel fikri içermelidir. 3) Ana fikir cümlesi açık olmalıdır. 4) Ana fikir cümlesi değerlendirmelere ve geliştirilmeye elverişli olmalıdır. 5) Ana fikir cümlesi okuyucuya bir mesaj iletmeli, onda belli bir iz bırakmalıdır. 6) Ana fikir cümlesi bir atasözü veya vecize ile ifade edilmeye kalkılmalıdır. Başlık: Yazı başlığı o yazıda işlenilmesi düşünülen ana fikrin aynasıdır. Yazı başlığı okuyanların ilgisini çekmeli, onlara tesir etmelidir. Okuyucu başlığa bakınca yazının nelerden söz edebileceğini kestirebilmelidir. Tema ve Konu Arasındaki İlişki: Not: Anlatım türü (şiir ,hikaye ,fıkra,makale…), dil ve konu işlenecek temaya göre düzenlenir. 4) Anlatımda Sınırlandırma: Anlatıcını tavrı ve amacı, temanın sırlandırılmasında etkilidir. Yazar, soyut temaları kişi, zaman, ifade, anlatım biçimi, mekân, bağlam gibi yollarla somut hale getirir. Yani anlatılan olay, kişiler, zaman ve anlatılanlarla sınırlandırılır. Zaten anlatıcı ile dinleyici ya da okuyucu arasındaki iletişim etkinliğinin, iletişimde yer alan öğelerin imkânlarıyla sınırlandırılacağı unutulmamalıdır. İletişimin Engelleri - I Psikolojik : Verici ve alıcının görüş çerçeveleri, duygu ve heyecanları, saplantılar, ön yargılar. Semantik : Konuşma ve yazı dilindeki fark ve anlaşmazlıklar. İletişimin Engelleri - II Statü : Verici ve alıcının akademik ve mesleki gelişme farkları, kaynak sorunu. Korunma: Savunma Mekanizmaları. İletişimin Engelleri - III Alan: İletişim birimleri arasındaki uzaklık. Hiyerarşi : Ast-üst çatışmaları, yetkinin az verilmesi, düzensiz haber akışı. İletişimin Engelleri - IV Uyutma: Karar sürecine katılmayanların emirleri savsaklaması. Sınırlama : Örgütün konumu gereği bazı iletilerin gizli kalması. Örnek: 1) Anadolu’da dini-tasavvufi Türk Edebiyatı (Genel konu) 2) Anadolu’da dini-tasavvufi Türk Edebiyatının belli başlı mutasavvıfları 3) 13.yüzyılın belli başlı mutasavvıfları 4) Yunus Emre 5) Yunus Emre’nin şiirlerinde hoşgörü (Sınırlandırılmış konu) Bize verilecek ya da kendimizin seçeceği her konu, üzerinde doğrudan söz söylemeye elverişli midir? Örneğin kültür konusunda bir yazı yazmamız istense, kültür kavramına dahil her şeyi dört yüz, beş yüz kelimelik bir yazıda dile getirebilir miyiz? Sanat, sevgi, kültür, politika, ekonomi, eğitim, spor vb. konular oldukça geneldir. Atasözleri ve özdeyişlerde temel düşünce ve bunun ilham ettiği görüşler, sözün içindedir. Dolayısıyla bunlar kompozisyon konusu olarak ele alındığında, karşımızda sınırlandırılmış ve temel düşüncesi belirginleştirilmiş bir konu duracaktır. Bütün yapmamız gereken de, sözdeki görüşten/görüşlerden hareketle destekleyici, kişisel görüşler yaratmaktan ibaret olacaktır. Örneklemeler ve ders çıkarmalar da bu çerçeve içinde yapılır. Ancak, konu diye sanatı işlememiz istenirse ya da biz böyle genel bir konu seçersek, yapmamız gereken ilk iş, konuyu sınırlandırmaktır. Konuyu sınırlandırmada göz önüne alacağımız ölçüt, konunun bizim kompozisyonumuzun kelime hacmiyle anlatılabilecek bir duruma gelmesidir. Meselâ kültür genel konusunu gelenekler > bayramlarımız > bayramlaşma > bayram ziyareti > büyükleri ziyaret şeklinde beş basamak olarak sınırlandırırsak, kültür genel konusu içinde büyükleri ziyareti kompozisyonumuzun muhtemel hacmi ile işlememiz mümkün olabilecektir. Yine meselâ edebiyatımızda İstanbul oldukça geniş bir konudur. Bir kitap oluşturabilecek hacimdeki bu genel konuyu da şiirimizde İstanbul > Orhan Veli ve İstanbul > “İstanbul’u Dinliyorum”da İstanbul diye sınırlandırarak, kendi yetkinliğimiz ölçülerine indirebiliriz. Tabii, bu noktada belirlenecek konunun ilgi çekici bir yazıya dönüşebilmesi için, konu hakkında belli bir birikime sahip olmamız gerektiği de göz ardı edilmemelidir. 5) Anlatımın ve Anlatıcının Amacı: Üslûp: İfade tarzı. Sanatçının duyuş, düşünüş ayrılığı. Her şair ve yazarın kendine göre bir üslubu vardır. Anlatımda üslûp, amaca ve muhataba göre değiştirilir; çünkü iletişim kurulan kişiye yani alıcının durumuna göre ve göndericinin amacına göre iletişim kanalında değişiklik yapılabilir. Bir konu hangi amaçla yazılmışsa anlatım biçimi de bu amaca göre şekillenir. Örnek: Su iki hidrojen bir oksijenden oluşur. Maddenin üç halinden biridir. (Bilimsel) Su insan hayatının vazgeçilmezlerinden biridir. İnsan hayatında deyimlerin içine kadar bile girmiş olan bu madde hayatın kaynağı kabul edilir. (Sanatsal) İstanbul’un en büyük sorunlarından biri olan su sorunu son yıllarda yapılan çalışmalarla çözüme kavuşturuldu. (Günlük hayat) Açıklama: İletiyi gönderene gönderici, iletiyi alana alıcı, göndericinin vermek istediği mesaja ileti, iletiyi gönderme şekline kanal, iletişimin gerçekleştiği ortama bağlam, alıcının iletiyi algılayarak verdiği cevaba dönüt denir. Her anlatıcının anlatımına hâkim olan, anlatımına yön veren bir amacı vardır. Kullanılan dil ve anlatım amaca ve muhataba göre değişir. Metnin yazılış amacına göre metin şekillendirilir. Her anlatım anlatıcı ve okuyucu arasındaki ilişkiye göre şekillenir. Göndericinin amacına göre iletişim kanallarında değişiklik yapılabilir. Kendini iyi yetiştiren kişilerin anlatımı kendine özgü olur. Böyle kişilerin konuşmalarını dinlemek, yazdıklarını okumak bize zevk verir. Anlatım kişiden kişiye değişmekle birlikte anlatımın ortak araçları, gereçleri ve özellikleri vardır. En önemli anlatım aracı dildir. Kişi anlatımında genellikle ait olduğu ulusun dilini kullanır. Kendine özgülük sözcük, deyim gibi söz varlıklarının seçimindedir, dilin cümlelerinin kuruluşundadır. İLETİŞİMİN ÖĞELERİ: Gönderici-İleti-Kanal-Alıcı-Dönüt-Bağlam 6) Anlatımda Anlatıcının Tavrı: Aynı temada ortaya konan metinlerin farklı olmasının sebebi, her sanatçının bakış açısının ve ifade tarzının farklı olmasıdır. Ayrıca değişen zaman ve mekân, insanların düşüncelerinin farklılaşmasını, aynı temanın farklı tarzlarda yorumlanmasını da beraberinde getirir. Yazarlar eserlerinde kişiden kişiye değişmeyen, kanıtlanabilen nesnel yargılar kullanabileceği gibi; kişisel düşüncelerini ve duygularını ifade edeceği öznel yargılara da başvurabilir. İstanbul Türkiye’nin en güzel şehridir. (Öznel anlatım) İstanbul Türkiye’nin en kalabalık şehridir. (Nesnel anlatım) Yazarın başkasından öğrendiklerini, duyduklarını ifade etmek amacıyla gerçekleştirdiği anlatım dolaylı anlatım, kendi gözlemlerini ve deneyimlerini dile getirdiği her düzeydeki anlatım ise doğrudan anlatımdır. Yine aynı şekilde roman, hikâye gibi olay ağırlıklı türlerde olaylar birinci kişi ağzından aktarılıyorsa bu da doğrudan anlatımdır. Roman, hikâye gibi türlerde olaylar üçüncü kişi ağzı ile anlatılıyorsa bu da dolaylı anlatımdır. Ahmet Haşim in şiirlerini çok seviyorum. (Doğrudan anlatım) Ahmet Haşim Suriye de doğmuş. (Dolaylı anlatım) Yazarın metinde somut veya soyut kelimeler kullanması anlatımı da somut veya soyut olması bakımından etkiler. Somut anlatım daha çok bilimsel, soyut anlatım ise daha çok felsefi metinlerde kullanılır. Anlatıcının; gördüklerini, işittiklerini, duyularıyla algıladıklarını ve deneyimlerini dile getirdiği her düzeydeki anlatıma somut anlatım denir. Somut olgulara soyut anlamlar yükleme temeline dayanan simgesel anlatıma soyut anlatım denir. “Sevgi” konusunu ele alınan bir metinde konunun ele alınış biçimi soyuttur. “Televizyon” konusu ele alınan bir metinde konunun ele alınış biçimi somuttur. Anlatıcının duyu organlarıyla anlatımı somut anlatım özelliği kazanır, bunların dışındaki anlatıcının duyu organlarıyla algılanamayacak konuları, kavramları işlemesi ise anlatıma ise soyut anlatım özelliği kazandırır. Anlatımda kapalı imgelere, uzak çağrışımlara başvuruluyorsa soyut anlatımdan söz edilir. Soyut anlatım, daha çok, “bilinç akışı” olarak karşımıza çıkar. Somut anlatım nesnelere dayanır. Not: İletişimde anlatıcı ile anlatılan nesne veya konu arasındaki ilişki, anlatımın öznel veya nesnel, doğrudan veya dolaylı, somut veya soyut olmasını belirler. 7) Anlatımın Özellikleri: Duygu ve düşüncelerin açık ve net bir şekilde anlatılması gerekir. Anlatılacak hâl ve olay, betimleyecek görüş ve sezgi, dile getirilecek duygu ve düşünce anlatıcının zihninde açık ve net biçimde belirlenmelidir. Anlatılacak, betimlenecek hususlar, dilin bilinen ve kabul edilen kurallarına uyularak düzenlenmek zorundadır. Akıcı bir metinde cümleler, gereksiz ve anlaşılması güç ifadelerden arındığı için metnin anlaşılması daha kolaydır. Yalın bir metinde ifadenin sade, gösterişsiz, kısa ve kesin olması metni okuyan herkesin anlamasını sağlar. Açıklama: Söylenişi zor seslerin kullanılması, ses düzeyinde; arka arkaya sert ve yumuşak hecelerden meydana gelmiş sözcüklerin kullanılması, sözcük düzeyinde; sözcük tekrarları ve aynı anlama gelen sözcüklerin bir arda kullanılması, cümle düzeyinde; cümlelerin dil ve düşünüş yönünden sağlam bir bütünlük oluşturması paragraf düzeyinde akıcılığı bozar. Açık olmayan yazılarda anlatım kapalıdır. Bir metinde dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uyularak yan yana getirilmesine “bağlaşıklık” (dil bilgisi bağlantısı) denir. Ya biz yolumuz-un son-u-n-a var-madan gece olursa! Verilen cümledeki dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uyularak yan yana getirilmesiyle bağlaşıklık sağlanmıştır. Bir metin yalnızca dil bilgisi kurallarına göre düzenlenmez. Dil öğelerinin ifade ettikleri husus ve durumlar arasında anlam bağıntıları da vardır. Bu anlam bağıntılarına “bağdaşıklık” denir. Kelimelerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana getirilerek oluşturulan söz gruplarına “bağdaştırma” denir. Dil tek tek kelimelerle konuşulmaz. Bir kavramı anlatması için birden fazla kelime yan yana getirilerek bir şey anlatılır. “Ben dergiye yetiştirmek için gün boyu evde zorlukla bir hikaye yazdım.” cümlesindeki dil öğeleri (Ben, dergi, yetiştirmek, için, gün, boyu, ev, zorlukla, bir, hikaye, yazmak) arasında anlam ilişkisi vardır. “Hikaye” yazılan bir şeydir. Bir “yer”de yazılır mesela “ev”de… Öylesine de yazılabilir, bir yere “yetiştirmek için” de yazılabilir. Yetiştirilecek yer bir matbaa, arkadaş, öğretmen, okul da olabilir, bir “dergi” de olabilir. Yazarken “zorluk” da çekilebilir, kolayca da yazılabilir. İşte bu cümleyi oluşturan on bir kelimenin bir merkezde anlamlanmasına “bağdaştırma” denir. Bağdaştırmalar, dilde yaygın olarak kullanılan ifadelerle oluşabildiği gibi birbiriyle uyuşmayan kelimelerden de oluşabilir. Alışılmış bağdaştırma: Alışılmamış bağdaştırma: Çalı demeti Korkunç kıyafet Ekili tarla Manyak film Kurumuş göller Masun bir ıssızlık Kelime, kelime grupları ya da cümlelerin metinde bulunduğu yere bağlı olarak farklı anlamlar kazanmasına “bağlam” denir. Arabam sıfırdır, bir sorun çıkarmaz. “Sıfır” kelimesi cümlelerde Öğrencilerimden üç kişi sıfır aldı. kullanılışına göre anlam kazanır. 9) Anlatım Türlerinin Sınıflandırılması: İletişime katılan öğeler (gönderici, alıcı, ileti, kanal, bağlam), alıcıda uyandırılmak istenen etki (konu, tema) ve anlatıcının konu veya nesne karşısındaki tavrı (üslup, anlatım) anlatım türünü belirler. Bir anlatımda amacımız heyecanlandırmak ise o şeyi olay veya olaylar yoluyla, okuyanlara adeta olayı yaşatacak bir şekilde hikâye ederiz. Okuyanları bir hayal vasıtasıyla ilişkilendirmek, o şeyi gözleri önünde canlandırmak istiyorsak, sanatlı, imalı ifade kullanarak onu bir tablo gibi canlandırarak betimleriz. Amacımız bilgi vermek ise sanatsız ve açık bir ifadeyle doğrudan doğruya anlatma yolunu tercih ederiz. Verilen bilgi ve haberler konusunda okuyanları inandırmak istiyorsak amacımızı ispat ve delillerle ifade ederiz. Edebî türler veya metin türleri olarak bilinen yazılarda farklı anlatım birlikleri bir araya gelir. Bir hikâyede betimleme, açıklama, tanıtma amacıyla yazılmış parçalar öyküleme (hikâye etme) çevresinde birleştirilir. Makale adlı türde; açıklama, tanımlama, tartışma, öğretme, anlatım biçimleri birlikte kullanılabilir. ANLATIM YÖNTEMLERİ VE ÖZELLİKLERİ T A N I M L A M A Bir varlığı, bir olayı veya bir kavramı temel ve ayrıca özellikleriyle tanıtmaktır. Düşünceleri doğrudan aktarabilmenin bir yoludur. Yalın bir anlatımla ve ayrıntılara inilmeden, düşünce doğrudan ortaya konur. Tanımlama “Su nedir?” sorusunun yanıtıdır. TANIMLAMA ÖRNEĞİ Bir toplumda herkesçe kullanılan dilden ayrı olarak belirli kesimlerce kullanılan, ancak genel dilin içinde yer alan ve ondan türemiş olan özel dile “argo” denir. Kaba, teklifsiz, senli benli konuşma biçimlerini içeren argo, genellikle eğretilemelerden oluşur; kendine özgü sözcük ve deyimler üzerine kurulur. Belirli çevrelerde kullanılır. Hırsız argosu, öğrenci argosu, şoför argosu… Ö R N E K L E M E Soyut kavramların anlaşılmasını kolaylaştırmak ve düşünceye inandırıcılık kazandırmaktır. Örnekleme, düşünceye sorumluluk kazandırarak okuyucunun belleğinde canlanmasını, belirginleşmesini sağlar. Örnek, okuyucuyu doğrudan savunulan düşünceye ulaştırır. ÖRNEKLEME ÖRNEĞİ Kuşkusuz her insanın belli bir işi, uğraşısı yanında yapması gereken başka işleri de vardır. Önemli olan; kişinin hem mesleğini, hem de diğer işlerini yapmasıdır. Söz gelimi bir doktor hastalarıyla uğraşmasının yanı sıra bir mektubu zamanında yanıtlayabilmeli, günlük gazeteleri zamanında okuyabilmelidir. Böyle davranmazsa belki yarın daha önemli bir işle uğraşacak, bu günkü işlerini yapmaya zaman bulamayacaktır. TANIK GÖSTERME Savunulan görüşle ilgili olarak, o alanda yetkin bir kişinin sözlerini alıntılayarak kullanmaktır. Düşünceyi pekiştirmek, başkalarının düşünceleriyle desteklemek amacına yönelik bir yoldur. Sözlerine tanık olarak başvurulan kişinin işlenen konuda tanınmış ve güvenilir olması gerekir. Sıradan tanıklar, düşünceyi pekiştirmede ve inandırıcı kılmada etkili olamazlar. TANIK GÖSTERME ÖRNEĞİ Yeryüzünde salt doğru yoktur. Doğru bilinenlerin hepsi de aklın ışığında yeniden denenmelidir. Belki de en doğru olanı; deney sonucu bulgulara varmak, neden sonuç arasındaki bağı ortaya koymaktır. Bu da bizi tek güvenilecek doğrunun, sonuçları tartışmaya açık da olsa bilim olduğu sonucuna götürür. Atatürk boşuna‚ “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” dememiş. K A R Ş I L A Ş T I R M A İki varlık veya nesnenin benzerlik ve karşıtlarını ortaya koyarak düşüncenin geliştirilmesidir. Karşılaştırmayla düşünce, daha net olarak ortaya konmuş olur. Böylece okuyucunun belleğinde kolayca yer edinir. Oysa, ise, oysaki, ne var ki, ise gibi karşılaştırma bağlaçları çokça kullanılır. KARŞILAŞTIRMA ÖRNEĞİ Günlük de anı gibi bir kişinin yaşamından beslenen bir yazı türüdür. Anılardan ayrılan yanı, günlüklerin yaşarken yazılmış olmasıdır. Oysa anıları yazanlar gözlerini geçmişe çevirirler. Günlükler, günü gününe tutulduğu halde, anılar genellikle yaşlılık döneminin ürünleridir. B E N Z E T M E Düşünceyi somutlaştırmak, ona açıklık kazandırmak için herhangi bir yönü güçlü olanla, zayıf olanı bir arada vermektir. Benzetmede; gibi, sanki, kadar, tıpkı gibi sözcüklerden yararlanılır. BENZETME ÖRNEĞİ Bahçeye girince insan, bir renk cennetine girmiş gibi olur. Giriş yolu boyunca yediveren gülleri, ortancalar, gecesefaları, sağlı sollu sanki insana gülümser. Mavi, kırmızı, beyaz iç içe girmiştir. Ara kapının rengi de senin çok sevdiğin bir renk; güvercin mavisi. Sanki kapı değil gökyüzüdür karşıda duran. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA Savunulan düşüncenin sayısal verilerle desteklenmesidir. Nesnelerin veya olayların niceliği belirtilerek düşünce kesinleştirilir. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA ÖRNEĞİ Eskisi gibi, şu ya da bu büyük adam için kitap yazanlar, okuyucuya boş verenler kalmadı pek. Halk için, bütün insanlar için yazıyorlar. Kendilerine sorarsanız böyle. Gerçekte ise pek öyle değil. Sanat dergileri beş yüz ile iki bin beş yüz, en baba yiğit kitap da üç bin adet satılıyor. Kim bu üç bin kişi? Sanatçılar, yazarlığa özenenler, sanata önem veren aydınlar. Yedi sekiz kitap yayımlamış yazarları bile halk tanımıyor. TÜMDEN GELİM Genel bilgilerden, yargılardan, kurallardan özel bilgilere, yargılara, kurallara ulaşmaktır. Örneğin: “Çikolata diş çürütür.” gerçeğinden yola çıkarak “Ben de çok çikolata yersem dişlerim çürür.” gerçeğine vararak, “dişlerimi çürütmemek için çikolatayı çok yemem…” gibi. Bazen benzer olaylardan, bazen bilimsel gerçeklerden hareket edilerek yeni gerçeklere, sonuçlara ulaşmaktır. TÜME VARIM Tümden gelimin tersidir. Özel olay ve durumlardan genel yargılar elde etme yoludur. Yine “Çikolata diş çürütür.”, “Muhallebi diş çürütür.”, “Fondan şekeri diş çürütür.” gerçeklerinden sonra “Şekerli yiyecekler diş çürütür.” sonucu çıkar. ANLATIM ÖZELLİKLERİ D U R U L U K Gereksiz sözcüklerden arınmış anlatımdır. Türkçe karşılığı bulunan yabancı sözcükler ve yabancı dil kurallarıyla kurulmuş tamlamaların olmamasıdır. Anlatımda kullanılan üslup süslemeli, özentili olmamalıdır. Cümleler gereksiz yere uzatılmamalıdır. Cümlelerde en az sözcük ile eksiksiz anlatımı yakalamaya duruluk denir. Bir cümledeki fazla sözcük sayısı anlamı dağıtır. Söylenenler doğru bile olsa kavramak güçleşir. Cümledeki eksik sözcükler de anlamı yok eder. Y A L I N L I K Süslü ve sanatlı söyleşi özentilerinin, gereksiz ayrıntıların bulunmamasıdır. Anlatım gereksiz uzatmalardan uzak ve kolay anlaşılır öze
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »






