15 03 2011

Nazım Hikmet'ten Provakörlere

ir provokatör üstünde hiciv denemeleri  "sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın."  t.f.  sen çıkmadın  çıkardılar karşıma seni!  kıllı, kara elleriyle tutup enseni  gövdeni yerden bir karış kaldırdılar,  sonra birdenbire bırakıp yere  seni pantolonumun paçasına saldırdılar.  bir düşün oğlum,  bir düşün ey yetimi safa  bir düşün ki, son defa  anlıyabilesin :  sen bu kavgada  bir nokta bile değil,  bir küçük, eğri virgül,  bir zavallı vesilesin!..  ben, kızabilir miyim sana?  sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir  bir posta tatarına  bir emir kuluna sövmek,  efendisine kızıp  uşağını dövmek!.  sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler  tutulup kulaklarından birer birer  teşhir edilirler..  ben, sadece söküp  bir fitnenin otuz iki dişini,  ve babıâli kaldırımlarına döküp  geleceğini, geçmişini  aldım omuzuma işte bu teşhir işini....  bir düşün oğlum,  bir düşün ve inkâr etme ki;  keteon matbaasında ut çalıp  ayak şarkıcılarına beste talim eylemek,  ve o biçare larus'un ırzına geçip  zatını âlim eylemek,  sana pek  zor geldi ki, demek;  aranızda dolaşır görünce  benim "orhan selim" adlı dilsiz  ve kolu bağlı gölgemi,  hemen azıya alıp gemi  faşisto-demokrato-liberal  bir jurnal  yazıp  delikanlıyı yere çalmak  ve bir miktarı minasip elden almak  istedin!..  elden alıp almamana  karışmam ama,  biz,  gölgemizi bile çiğnetmeyiz ad... Devamı

15 03 2011

Edebiyatta Tartışmalar Nazım Hikmet-Peyami Safa

Türk yazın dünyasında Büyük sanatçılar arasında yaşanan tartışmalara en büyük örnektir.. Bu iki edebi şahsiyet arasında çıkan kavga zamanında bir hayli ses getirmiş. kavga Dokuzuncu Harciye Koğuşu kitabını Nâzım Hikmet'e adayıp, "Kara Sevdayla" diyerek imzalayıp veren Peyami Safa'nın Jokond ile si-ya-u için yazdığı şu yazıyla başlamıştır: "Ben bu satırları, satıhbînleri [yüzeyi görenleri] uyandırmak için yazıyorum Nâzım Hikmet'in kitabını bütün şeklî fantezisinden soyacağım ve jokond ile si-ya-u'yu gözlerimizi oyalayan renkli esvaplarından ayırarak karşımıza çıplak çıkaracağım.  'maskeli balo' esvaplarından soyulan bu iki insanın güldürücü fantezi çocukları değil, birer haile [trajedi] kahramanları oldukları görülür. bu haile ne Paris'te, Luvr Sarayında, ne de Şang-hay Limanında cereyan ediyor. bu haile muharririn ruhundadır. "jokond ile si-ya-u birer semboldür. onların aşkları muharririn aşkıdır, onların mefkûresi [ülküsü] muharririn mefkûresi. "bu mefkûre nedir? kadın mı? servet mi? şeref mi? hiçbiri. her hakiki iştiyak [özlem] gibi onun da adı yoktur. biz (yani bütün insanlar) büyük ve namütenahi emellerimize ne ismi verirsek verelim, kendimizi ve başkalarını aldatmış oluruz. (...) "jokond ile si-ya-u'nun her parçasında bu gizli, meçhul, büyük, isimsiz iştiyakın latifelere, garibelere, karanlıklara, tarihe, kulelere, rüzgârlara havada itiraz eden gizli seslere, hayaletlere, 'baygın kokulu havalara', kan kızdıran güneşlere, 'yaldızlı yıldızlara', acaip limanlara, çin kamışlarına, karaltılara, parıltılara bürünerek, rengârenk güzel tayflar halinde ruhumu... Devamı

23 02 2011

Anlatım Bozukluğu Cümle Örnekleri

ANLAM BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI 1)Gereksiz Sözcük Kullanma: Bir cümlede anlamları aynı olan veya anlamca biri diğerini içeren sözcüklerin birlikte kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar. *Kulağıma eğilerek alçak sesle bir şeyler fısıldadı. *Bu yol yaya yürümekle bitecek gibi değil. *Onlar da beş yıldır karşılıklı mektuplaşıyorlar. *Geçmişteki hatıralardan bir şikayetim yok *Ülkemizin sorunları bitmiyor ,tükenmiyor *O günleri daha henüz dün gibi hatırlıyorum *Bu gece ısı sıfırın altında eksi beş derece olacak. *Gülmesinin nedeni bugün iyi bir haber almasındandır. *Onunla ilk tanışmamızı unutamam. *Dün gece uyurken gördüğü rüyayı anlattı.. *Sana söyleyeceğim bu gizli sırlarımı kimseye söyleme. *Yaptıklarını kendi ağzıyla itiraf etti.. *Bu iş yerinde aşağı yukarı üç dört yıldan beri çalışıyorum. *Sınav yaklaştıkça öğrencilerin heyecanı gittikçe artıyor. *Galiba başka çaresi de yok gibi görünüyor. *Yaşlı adam söz almak için oturduğu yerden ayağa kalktı. *Dosyadaki mevcut belgelerden anlaşılıyor ki bu iş uzun sürecek. *Artık bundan sonra oraya gitmene gerek kalmadı. *İki kardeşten en küçüğü okula gitmiyordu. *İşte seninle bu yüzden dolayı konuşmak istemiyorum. *Niçin böyle yüksek sesle bağırıyorsun ki? *Biz onlara iki günde bir, gün aşırı giderdik. *Yorulmamıza rağmen basamaklardan yukarı hızlı hızlı çıkıyorduk. *Türkçede Arapça ve Farsça dillerinden gelmiş sözcükler vardır. *Böyle havalarda eve bir tane bile ekmek götürmeyi unutur. *Kadın küçük çocuğa yaklaşarak senden büyük ağabeyin var mı diye sordu. *Yarınki toplantıda &uum... Devamı

07 02 2011

TÜRKÇEDE SESLER VE UYUMLARI OLAYLARI

TÜRKÇEDE SESLİLER ALFABETİK SIRAYA GÖRE A E I İ O Ö U Ü İLK DÖRT HARFİMİZ DÜZDÜR SÖYLERKEN DUDAKLARIN ŞEKLİ DÜZDÜR A E I İ İKİNCİ DÖRT HARF YUVARLAKTIR SÖYLERKEN DUDAKLAR DA YUVARLAK ŞEKİL ALIR OÖUÜ SINIFLAMAYA DEVAM EDELİM AEIİ DÜZ OÖUÜ YUVARLAK BUNLAR BİR KALIN BİR İNCE DİZİLMİŞTİR. A KALIN E İNCE I KALIN İ İNCE O KALIN Ö İNCE U KALIN Ü İNCE ÜNLÜLERDE KALINLIK İNCELİK UYUMU VARDIR Büyük Ünlü Uyumu: Sözcüğün ünlüleri arasındaki kalınlık incelik uyumudur. İlk hecedeki ünlü kalınsa diğer ünlüler de kalın,inceyse diğerleri de ince olur. Ör: Çocuklar, beklemişler…Karışık gelmişse BÜU’ya uymaz.Ör:İnsan, kalem,kitap... →Aslen Türkçe oldukları halde sonradan uğradıkları ses değişikliği nedeniyle BÜU’ya uymayan kelimeler de vardır.Ör:Kardeş (kardaş), elma (alma), anne (ana)… ELMA TÜRKÇEDİR ANCAK ASLI ELMA DEĞİL ALMADIR →Türkçede bazı ekler BÜU’yu bozar: ☻-ken : bakarken ☻-ki : akşamki ☻-leyin : sabahleyin ☻-gil : dayımgil ☻-imtırak :sarımtırak ☻-daş :meslektaş ☻-yor :bekliyor →Türkçede ilk heceden sonra o, ö ünlüleri bulunmaz.-yor eki hariç. →Yabancı sözcüklerde, birleşik kelimelerde ve tek hecelilerde BÜU aranmaz: ilkbahar, petrol, tek… → BÜU’ya uymayan kelimelere gelen ekler kelimenin son hecesindeki sese uyar:insanın… ÜNLÜLERDE AYRICA DÜZLÜK YUVARLAKLIK UYUMU VARDIR BUNA KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU DENİR Küçük Ünlü Uyumu: Kelimenin ünlüleri arasındaki düzlük-yuvarlaklık uyumudur. Buna göre: ... Devamı

04 10 2009

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

* Bu dönem, ülkemizde tüm kurumlarda köklü değişikliklerin olduğu, ulusalcı, uygarlıkçı bir dönemdir.* Teokratik devlet biçiminden, demokratik devlet biçimine yöneliş, laiklik, hukuk alanındaki değişiklikler, Latin alfabesine geçiş, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun kurulması, kalkınma ve eğitim seferberliği.  ülkenin değişmekte olan yüzünü göstermektedir. Bu durum edebiyatta da yüzünü göstermiş, bir doku değişikliğine yol açmıştır.* Dilin özleşmesi hızlanmıştır. TDK’nın kurulmasıyla bilimsel nitelik kazanmıştır.*  Cumhuriyet Dönemine kadar yazar ve şairlerimiz büyük kentlerde yaşayan varlıklı kişilerdi. Bu dönemde özellikle de Köy Enstitülerinin kurulmasıyla toplumun her kesiminden yazarlar yetişmeye başladı. Böylece köylüyü ve halkı anlatan; halka yönelmiş bir edebiyat oluşturulmuştur. MEMLEKET EDEBIYATI  geleneği oluşmuştur.* Gerçekçi ve gözlemci anlatım dikkati çeker. Duygusal yapaylıktan uzak, süs ve özentiden uzaklaşılır. Gerçekler çıplak bir dille çarpıtılmadan anlatmıştır.      *   Tiyatro alanında önemli gelişmeler olmuştur.*  Dönemin ilk belirgin örneklerini Yakup Kadri Karaosmanoğlu vermiştir: Yaban(toplumdaki aksaklıkları işleyen eleştirel tavır), Kiralık Konak(üç ayrı kuşağı anlatmıştır), Hüküm Gecesi, Bir Sürgün, Nur Baba *  Açlık ve savaşlardan sonra toplum Reşat Nuri'nin duygusal aşk romanı Çalıkuşu ile sarsıldı. Kendisine yeni hedefler belirledi.* Peyami Safa psikolojik çözümleme yolu ile Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya'nın Koltuğu adlı eserleriyle karşımıza çıkar. Fatih Harbiye Romanında ise Doğu-Batı &ccedi... Devamı

23 12 2008

BAĞLAŞIKLIK-BAĞDAŞIKLIK METİNLERDE SINIFLANDIRMA

BAĞLAŞIKLIK VE BAĞDAŞIKLIKCümlede anlamın oluşmasında söz ve söz gruplarını birleştiren dil bilgisi kurallarının rolü olduğu açıkça ortadadır. Bu kurallar metnin dışında vardır ve kullanılan dile aittir. Farklı anlam birimlerini ifade eden söz gruplarının metin ve cümle içindeki ilişkisi de “bağdaştırma” olarak tanımlanır. Anlamın oluşmasında iletişimin gerçekleşmesini sağlayan her öğenin rolü vardır. Bu öğeler değiştikçe cümle de değişir. Yani gönderici, alıcı, kanal, şifre, konuşulan yer ve zaman anlamı belirler. Ayrıca cümledeki öğeler arasındaki dil bilgisi bağlantısı da anlamı belirleyen faktörler arasındadır. Bu bağlantı, “bağlaştırma”dır.Bağlaşıklık; metin yüzeyindeki dil bilgisel bağlantıyı anlatır. Gönderim, eksiltme ve değiştirme, bağlaçlı bağlaşıklık boyutlarında kullanılır. Gönderim, metin içindeki bir birimi onunla ilgisi olan dil bilgisel bir birime gönderme yaparak bağlama işidir.“Tarih milletlerin yaşantısına ayna tutar. Millet kendini (yaşantısını) burada (tarihinde) apaçık görür. Biz (milletler) geçmişi ve bugünü karşılaştırınız. Bugüne bakarak, oraya (tarihe) sorular sorarız.”Yukarıdaki metin içinde yer alan altı çizili kelimeler dil bilgisi birimidir; bunlarla, parantez içindeki kelimelere gönderme yapılarak bağlaşıklık sağlanmıştır. İyelik ekleri de gönderim öğesidir.Eksiltme, metin bütünlüğü içinde, daha önce kullanılan bir öğenin (kavramın, sözün) metin yüzeyinden çıkartılmasıdır. Bilgi tekrarını önleyen eksiltme, okuyucunun kolaylıkla çıkaracağı şekilde düzenlenmelidir. Eksiltilen öğe, metinde kullanılan kelimelerle ve kelimeler üzerindeki eklerle bağlaşıktır. Metin yüzeyinden çıkartılması gereken &ou... Devamı

23 12 2008

ANLATIM BİÇİMLERİ TEST

ANLATIM BİÇİMLERİ VE DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI1.  Karanlık kavuştuğu için aşağıdan akan derenin uğultusu daha çok geliyordu. Kalkıp yürümeye başladık. Güneş batmış, bulunduğumuz yer, yerini birden bire artan serin rüzgârlara bırakmıştı. Kazdağının bu yamacında saatlerce sürecek akşam başlamıştı.  Yukarıdaki parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?       A) Betimlemeye başvurulmuştur.       B) Öyküleyici anlatım kullanılmıştır. C) Görsel öğelere yer verilmiştir.  D) İşitme duyusundan yararlanılmıştır.   E) Dokunma duyusundan yaralanılmıştır. 2.  Günümüzde çıkan kitapları bir düşünün. Bir yıl içersinde çıkan kitap sayısı üç yüzün üzerinde. Bu kitapların hepsini okumaya çalışsak bile her gün bir kitap okumak zorundayız. Peki bu kadar kitabın çıkması edebiyatımızı olumsuz etkilemiyor mu? Bence kesinlikle hayır! Çoğunluğun olduğu yerde rekabet olur ve en güzel eserler verilmeye çalışılır. Aynı zamanda kötü olmadan iyiyi seçmemiz mümkün mü?Yukarıdaki parçanın anlatımında  aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?     A) Açıklama – Betimleme   B) Tanımlama – Sayısal verilerden yararlanma  C)  Sayısal verilerden yararlanma – Tartışma D) Öyküleme – Betimleme  E) Sayısal verilerden yaralanma –Karşılaştırma  3. Uyandığımda kentin neresinden geçtiğimi anlayamamıştım. Ama bir pazaryerindeydik. Çiçekçi dükkânını süpüren bir kız gördüm. Sokağı suluyordu. Ortalıkta menekşe kokusu vardı. Otobüs kenara park etti ve... Devamı

23 12 2008

İSİM (ad)

İSİMLER Varlıkları ya da kavramları karşılayan,onları tanımamızı sağlayan sözcüklere “ad/isim” denir: bahçe, kum, Ali, kitap, çanta, Almanya, Merkür…İsimleri:A) Görev ve anlamlarına göre,B) Varlıkların türüne göre,C) Varlıkların sayısına göre,D) Yapılarına göre olmak üzere dört grupta inceleyebiliriz.GÖREV VE ANLAMLARINA GÖRE İSİMLER1) Somut İsimler: taş, kitap, çiçek…2) Soyut İsimler: akıl, sevgi, saygı, şeytan, iyilik, keder…3) İş ve Eylem Gösteren İsimler: Fiil soylu kelimelere “-mek, -mak, -ış, -iş, -me, -ma” ekleri getirilerek türetilen ve iş, oluş, eylem bildiren isimlerdir. Bunlara “fiilimsi” (isim-fiil) de denir.çalışmak, uyumak, dokunma, eğlenme, bakış, gülüş…VARLIKLARIN TÜRÜNE GÖRE İSİMLER1) Özel İsimler: Tek olan, diğer varlıklara benzemeyen varlıkların özel adlarıdır: Köroğlu, Nedim, Türkçe, Mehmet, Minnoş, Pamuk, Türk Dil Kurumu…2) Tür (Cins) İsimleri: Aynı türden birçok varlığın ortak adlarıdır: el, ayak, kardeş, amca, kedi, kaşık, şehir, kasaba…VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER1) Tekil İsimler: Aynı türden varlıkların bir tekinin adıdır: çocuk, ay, kalem, kitap, elbise…2) Çoğul İsimler: -ler, -lar çokluk ekini almış isimlerdir: çocuklar, ağaçlar, kitaplar, öğrenciler…3)Topluluk İsimler: Biçim bakımından tekil göründüğü halde çokluk ya da topluluk anlamı veren adlardır: ordu, alay, sürü, kurultay, meclis, takım…YAPI BAKIMINDAN İSİMLER1) Basit İsimler: Hiçbir yapım eki almamış isimlerdir: araba, insanlar, evimiz, yoldan, tahtayı, çanta, kuşlarım…2) Türemiş İsimler: İsim ya da fiil kök ve gövdelerinden yapım ekiyle türeyen isimlerdi... Devamı

23 12 2008

SIFATLAR

SIFATLARİsimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. Bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfat tamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir. kolay iş, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf… A. SIFATLARIN ÖZELLİKLERİ1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir:“O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor… Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.”o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir:yeşil elbise (sıfat) yeşili severim (isim)İhtiyar kadın (sıfat) İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)Büyük park (sıfat) parkların en büyüğü (isim)3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar:Bir basamak yukarı çık. (sıfat)birler basamağı (isim)yürüyen merdiven (sıfat)yürüyenler v... Devamı